Bundan birkaç yıl önce çoğumuzun diline dolanan bir şarkı vardı ; “Depresyondayım unutuldum ,
Sevgilimden ayrıldım ,
Çok yalnızım....
Depresyondaki insanın ruh halini oldukça iyi anlatan bu şarkı , tüm şarkılar gibi depresyonu da aşk acısı ile doğrudan ilişkilendiriyordu.
Bir yere kadar doğru olan bu benzetme depresyonun tanımı açısından bir eksik kalmaktadır.Çünkü depresyona yol açan tek kayıp sevgilinin kaybı, tek acı da aşk acısı değildir.
Depresyon , yani ruhsal çöküntü Psikiyatri’nin yanı sıra genel sağlık alanında da yaygın olarak karşılaşılan bir hastalıktır.Dahiliye , Nöroloji , Fizik Tedavi , vb. gibi uzmanlık alanında çalışanlarda sık sık depresif hastalarla karşı karşıya gelmektedirler.
Adeta Psikiyatri’nin “Soğuk algınlığı “ yani “Gribi” olan depresyon bir akıl hastalığı değildir ama bu hastaların toplum içinde “etiketlenme” endişeleri de sorunu şiddetlendirmekte ve hastaların tedavi için Psikiyatristlere başvurmalarını güçleştirmektedir.(Yani aslında , çok kısa bir sürede iyi edilebilecek bir hastalık boşu boşuna kronik bir hal almakta ve tedavisi daha güç ve daha uzun olmaktadır.)
Hem toplumun hastalık hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması , hem de konunun uzmanı olmayan hekimlere gidilerek teşhisin gecikmesi nedeniyle bazı talihsizlikler yaşanabilmektedir.Bu nedenle de halkın bilinçlendirilmesi , hastalığın yeterince tanıtılması ve konunun uzmanı hekimlere yani psikiyatristlere gidilmekte gecikilmemesi hastalığın doğru teşhis ve tedavisi açısından önemli olmaktadır.
Gribe yakalanan , nezle olan bir insan en kısa zamanda bir doktora başvurarak tedavisi için gerekli olan antibiyotik ya da antigribal ilaçları alarak kullanmaya başlar.Ülkemizde yaygın ve yanlış bir davranış kalıbı olan en yakın “Eczacı abla “ ya da “Eczacı ağabey” e giderek onu bir ilaç tavsiye etmesi konusunda zorlamak ve onun vereceği birkaç ilacı kullanarak tedavi olmaya çalışma alışkanlığı pek çok hastalığın teşhis ve tedavisinde gecikmelere yol açarak kişilerin sağlığını ciddi biçimde tehdit edebilmektedir.Burada , bütün ön yargıları bir yana iterek derdimizin dermanı olan hekime gitme konusunda hiç vakit kaybetmememizde yarar olduğunun altını bir kez daha çizmek gerekmektedir.
Şimdi de depresyonun kısa bir tanımını yapalım ;
Depresyon sözcüğü , çökme ,kendini kederli hissetme , işini gücünü yapabilme ve hayattan zevk alma gibi konularda kişinin kendini isteksiz ve yetersiz hissetmesi gibi anlamlarda kullanılmaktadır.
Depresif duygular , sağlıklı insanlarda istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan yaşamsal olaylar karşısında ortaya çıkan sıkıntı , üzüntü ve keder içeren duygusal tepkiler olup , yaşamın normal bir parçası olarak kabul edilebilir.Ancak bizler tarafından ruhsal bir rahatsızlık olarak kabul edilen “Depresyon” , duygusal bir tepkiden çok daha şiddetli ve kişinin yaşamını olumsuz olarak etkileyen , hatta onun tüm yaşamsal işlevlerini bozan , belirli belirti kümelerinden oluşan bir hastalıktır.Temel özellikleri arasında kederli ve karamsar duygular içinde olma , kötümser düşünme , gelecekle ilgili umutsuzluk , hayattan zevk alamama , enerji azlığı , hareket isteğinin azalması ve hareketlerde yavaşlama , iştah ve uyku düzensizlikleri yani , iştah ve uykuda artma ya da azalma gibi belirtiler yer alır.
Tüm bu saydığımız belirtilerin “Depresyon” teşhisini koydurabilmesi için belirli bir süre boyunca devam etmesi ve kişinin günlük yaşantısını sürdürebilmesini engelleyen ya da insanlarla ilişkilerinde bozulmalara neden olan boyutlara varmış olması gerekmektedir.
Hayatında önemli bir kayıp yaşamış olan bir insanın yani işini kaybeden , eşinden ayrılan ya da çok sevdiği bir yakınının ölüm acısını yaşamış olan bir kimsenin bir süre kendisini kötü hissetmesinden daha doğal bir şey olamaz.Ve bu durum onun depresyona girdiği anlamına da gelmez.Ama bu süre çok uzar , kişi bir türlü eski yaşamına geri dönemez ise işte o zaman depresyon olasılığı üzerinde durulması gerekmektedir.
İçinde yaşadığımız çağ ve koşullarda depresyona girmek yada depresyona girmiş olmak utanılacak bir durum değildir.Tam aksine bizim hala insan olduğumuzu , insani değerlerimizi ve duygularımızı yitirmemeyi başardığımızı gösteren son derece insana has bir hastalıktır.Siz hiç nezle ya da grip oldum diye utanan , sıkılan birine rastladınız mı ?
İÇİMİZDEKİ VOLKAN:ÖFKE
Öfke bir işarettir, hem de önemli bir işaret. Öfkemiz incindiğimizi, haklarımızın ihlal edildiğini, gereksinimlerimizin ya da isteklerimizin doğru şekilde karşılanmadığını ya da sadece, işlerin yolunda gitmediğini gösteren bir ileti olabilir. Öfkemiz yaşamımızdaki önemli bir duygusal sorunu ihmal ettiğimizi gösterebilir. Öfkemiz, başa çıkabileceğimizden çok daha fazlasını yaptığımızı ya da verdiğimizi gösteren bir işaret olabilir. Ya da öfkemiz başkalarının bizim için, kendi gelişimimiz ya da yeterliliğimiz pahasına çok fazla şey yaptıklarına dair bir uyarı olabilir. Tıpkı fiziksel acının elimizi sobadan çekmemizi gerektirdiği gibi acı da benliğimizin bütünlüğünü korur. Öfkemiz bizi, başkalarının hakkımızdaki tanımlama şekline "Hayır" ve kendi benliğimizin isteklerine "Evet" demeye yönlendirebilir.
Tanımadığınız, ele almadığınız öfke, içimizdeki bir tohum gibidir ve etkileri pek çok yöne uzanır. Bastırılmış öfke, öfkeyi ilk yaratan durumu sürdürmemize yol açan sistemleri meydana getirir. İşte bu yüzden, azami özgürlüğe giden yolda, bastırılmış öfkemizden haberli olmamız önemli bir adımdır. Şu anki incinmemizle onun kaynağı arasındaki bağlar, kolayca gözden kaçabilir. Acımızın kaynağı yılların ardına kapatılmış da olsa inkar edilemeyecek kadar güçlüdür. İnsanların, çocuklukta karşı çıktıkları durumları yaratacak kişilerle evlenmelerine yalnızca rastlantı deyip geçemeyiz. Yıllar boyu insanların hep aynı çıkmaz sokakları denemelerini, tövbe ettikleri işleri yeniden yapmalarını rastlantı ile açıklamak zordur. Eski davranış kalıplarımızın kaynağını ve gücünü anlamadığımız sürece, bunlarda gerçek bir değişme yapamayız. Öfke her zaman, gerçek veya varsayılan haksızlığa verilen tepkidir. Geçmişimizde ne zaman bize gönderilenin elimize geçmediğini, kandırıldığımızı ya da alış-verişte zararlı çıktığımızı hissettiysek, ne zaman bizden haksız isteklerde bulunulduysa (örneğin hata yapmadığımız halde özür dilememiz istendiyse) pek çok öfke duymuşuzdur. Söyleyeceğimiz bir şey varken susturulduğumuzda, geçerli duygularımız yüzünden cezalandırıldığımızda hep haksız yere cezalandırıldığımızı hissetmişsizdir. Nerede haksızlık varsa orada öfke de vardır. Bu olayların yirmi, otuz, kırk yıl önce gerçekleşmiş olmaları bir şey değiştirmez. Yaşamlarımızı denetim altında tutmayı sürdürürler.
Öfkeden Kurtulmak İçin Altı Yetenek
Öfkemize takılı yaşamanın bedeli nedir? Şimdi bir insanın mutlu ve başarılı bir iyileşme sürecini yaşaması için kazanması gerekli altı yetenekten söz edelim.
Başarılı yaşam için birinci yetenek, yönü veya amaçları (doğru) saptama yeteneğidir. Doğru sözcüğü parantez içinde verilmiştir, çünkü burada sizin için doğru olan kastedilmektedir. Başka birinin sizin için tanımladığı, size uygun gördüğü yöne ve amaçlara doğru hareket etmenin hiçbir yararı yoktur. Sizin yaşamınızı anlamlı ve dolu kılan, ancak kendi yönünüz, kendi hedeflerinizdir. Hedeflerini saptayıp o yönde ilerleyemeyenlerin başarılı ve mutlu yaşamlara kavuşmaları zordur.
Başarılı yaşam için gerekli ikinci yetenek de gereksinimimiz olana şeyleri isteme yeteneğidir. İsteyemediğimiz şeyleri elde edemeyiz. Bu durumda elde edeceğimiz tek şey öfke olur. Bundan sonra da ödeşmeye yöneliriz. Böylece isteyememek, elde edememek, öfkelenmek ve ödeşmek kısır döngüsü içinde yaşarız.
Üçüncü yetenek hayatın akışına karşı sabırlı olma yeteneğidir. Kin tutan ya da bağımlılığını bir başka bağımlılığa dönüştüren insan sabır gösterme yeteneğine sahip olamaz.
Dördüncü yetenek yaşanan anın zevkine varabilme yeteneğidir. Öfke, herhangi bir şeyden zevk almamızı engeller. Depresyon, bastırılmış kin ve aşırı tedirginlik, kaygı üzerinde düşünün. Öfkenin bu yüzleri hayattan zevk almamızı engeller. "Duygularını paylaşmayanlar" kolay mutlu olamazlar. Bağımlılığa sahip insanlar da tam ve dolu dolu yaşamak olanağından uzak kalırlar.
Beşinci yetenek affedebilme yeteneğidir. Kendilerini ve başkalarını affedemeyen kişiler pek mutlu ve huzurlu olamazlar. Öfke, kendimizi, yaşamı ve başkalarını affedebilmemizi engeller.
Altıncı yetenek yaratıcı bir istekliliğe sahip olma yeteneğidir. Gerçekten mutlu olan insanlar yaşama katkı yaparlar. Çok zaman bir çeşit güzellik yaratırlar. Bu, ihtiyacı olan bir dosta el uzatmak, yalnız birine mektup yazmak ya da gönüllü çalışma yapmak şeklinde olabilir. Şekli ne olursa olsun, yaptığımız, dünyayı bulduğumuzdan daha iyi bırakmaktır. Öfke ise enerjimizi, yaratıcı sevecenliğe olanak bırakmayacak kadar çok tüketir.
ÖFKEYLE BAŞETME
Daha az yoğun tatsız düşünceleri fark etmeyi ve onlarla ve sonuçlarıyla başa çıkmayı öğrenmek, gereksiz öfkeyi önler. Bundan sonra öfkelendiğinizde, şu soruları düşünün:
1-Öfke ile birlikte başka hangi duyguları yaşıyorum? Örneğin:Bir arkadaşınızın, ona olan güveninizi sarstığını farz edin. Büyük olasılıkla, ilkönce kırıldığınızı hissedeceksiniz.
2-Öfkelenmeme nasıl yol açıyorum? Mantıksız inançlarım neler? Bunu bana nasıl yapar? Bunu kabul edemem! O bir alçak. Onu tanıyamamışım. Haddini bildireceğim.
3-Bu duruma daha mantıklı nasıl yaklaşabilirim? Talep etme, dayanamama, şikayet etme ve suçlama dışında kendime neler söyleyebilirim? Kendinize şunları söyleyebilirsiniz: Ona sır vermemem gerektiği ortada - fakat bu herkesin güvenilmez olduğu anlamına gelmez. Kırıldım, ama buna dayanabilirim - hayatım devam edecek! Belki onu daha iyi tanımam gerekirdi, fakat tanımıyordum. Bir daha ki sefere daha dikkatli olacağım. Onun bazı özelliklerini seviyorum, ama bu sevdiğim özelliklerinden biri değil!
4- Olumlu bir bakış açısı seçeneği ne olurdu? Durumdaki olumlu potansiyel nedir? Bir fırsat ya da öğrenilecek bir şey var mı? Olaya mizahi bakış nasıl olurdu? Kendinize şöyle diyebilirsiniz: En azından onunla olan ilişkimin sınırlarını öğrenmiş oldum. Birçok açıdan hoş bir kadın, fakat sır verilecek birisi değil. Veya mizahi açıdan: Şimdi film yıldızları gibi oldum -herkes benden söz ediyor!
5-Amacımı nasıl değiştirebilirim? Kontrol etmeye çalışmak benim için ne kadar önemli? Benim kazanmam şart mı, yoksa her ikimizin de kazanacağı bir yol var mı? İntikam almanın sonuçları neler? Haklarımı başka nasıl koruyabilirim?
DÜŞÜNDÜKLERİNİZE YUKARDAKİ ŞIKLARIN IŞIGINDA CEVAP ARAYIN
UNUTMAYINIZ İNSANIN DEGERİNİ İNSANIN KENDİSİ BELİRLER
MUTLU İLİŞKİNİN YOLLARI
Herkes, gerçek mutluluğu yakalayabileceği sağlıklı bir ilişki arar… İşte, sağlıklı bir ilişkiye sahip olmanın 5 püf noktası…
Sadakat: Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişkinin temeli bağlılığa dayanır. Yakınlaşmaktan korktuğunuz için sevdiğinizden uzaklaşmak isteseniz de, sadakat sayesinde ona bağlı kalırsınız. Sadakat, sorumluluk almak, korkuları kontrol etmek ve duygusal olarak hazır olmak demektir. Eğer iki taraf da gereken sadakati gösterirse, sağlıklı bir ilişki için ilk adım atılmış olacaktır.
Sorumluluk: İnsan, olgunlaştıkça kendi sorumluluklarını öğrenir ve bu sorumluluklar çerçevesinde hareket eder. Ancak bazı sorumluluklar vardır ki, bunlar başkasına karşıdır. Partnerinizi olduğu gibi kabul edin. Bu ilişkinin sadece sizin değil, ikinizin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için olduğunu unutmayın.
Benlik Bilinci: Hiç kimsenin sizin mutluluğunuzu sağlamasını beklemeyin. Eğer kendinize iyi bakar, ihtiyaçlarınızı karşılarsanız, ilişkinizin daha dengeli olmasını sağlarsınız. Partneriniz için her şeyi siz yapmayın. Unutmayın ki, onun kendisine iyi bakmayı öğrenmesi gerekiyor.
Dürüstlük: Kafanızı karıştıran, sizi üzen konuları, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, duygularınızı ve sınırlarınızı dürüstçe ve açık olarak ifade edin. Doğruları söyleyip söylememe çelişkisine düşmeyin. Doğruları, ilişkinizi zedelemeyecek biçimde söylemeye dikkat ederseniz, mutlu olursunuz.
Çabalamak: Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişki çaba gerektirir. Elinizden geldiği kadar canlı yaşamaya çalışın, duygusal sorunlarınıza çözüm arayın, her şeyi yönetmeye çalışmayın, geçmişinizdeki sorunlarla yüzleşin ve korkularınızı yenin. Böylece sağlıklı bir ilişki için kapasitenizi artırmış olacaksınız!
EĞLENMEK İÇİN ZAMAN AYIRIN
Çoğu insan, genellikle stresli dönemlerde, her zaman yapmaktan zevk aldığı aktivitelerden vazgeçme eğilimine giriyor. İnsanlar, giderek azalan enerjilerini daha verimli faaliyetler için harcamayı tercih ediyor ve eğlenceye vakit ayırmayı zaman kaybı olarak değerlendiriyor.
Bu durum ise ciddi bir sorun ortaya çıkarıyor, çünkü eğlence, harcadığımızdan çok daha fazla enerji üretmemize yardımcı oluyor. Yapılan bir araştırma, sağlık durumuyla ilgili endişeleri olan, iş ya da aile sorunlarıyla mücadele eden kişilerin enerji birikiminin de düşük oranda olduğunu gösterdi.
Bu durumdaki insanların, kalan enerjilerini daha önemli aktivitelere saklama eğiliminde olduğunu ortaya koyan araştırmaya göre, zevk alınan faaliyetlerden vazgeçmek enerjimizi yarı yarıya azaltıyor.
Stresli ve zor dönemlerde eğlenceye vakit ayırmak bencillik, üretici olmaktan uzaklaşmak gibi yorumlansa da zevk aldığımız faaliyetler yeniden kuvvet kazanmamıza, kendimize güvenimizin artmasına yardımcı oluyor.
Hızla değişen dünyamızda, meydana gelen bilimsel ve teknolojik yenilikler, toplumsal yasami da daha karmasik ve içinden çikilmaz bir hale getirmistir. Bunun sonucunda, yeni neslin en iyi yetistirilmesi, yeteneklerinin israf edilmemesi, hizla degisen dünyaya ve karmasik toplum yapisina uyumunun en iyi sekilde saglanmasi zorunlu hale gelmistir. Bunun sonucunda PDR hizmetlerinin önemi kavranmis ve tüm dünyada yayilma hizini artirmistir.
Rehberlik ögrenci kisilik hizmetleri bünyesinde düsünülen ve bireyin, yasaminin çesitli asamalarinda, gelisimine ve uyumuna etki eden faktörlerin bilinmesi ve onun yerinde kararlar veren dengeli bir kisi olmasi amacini güden hizmetler bütünüdür. Rehberlik kavram ve bir hizmet olarak bireyin gelisimine, bugünkü ve gelecekteki toplumun uyumuna yönelmistir.
PDR kuskusuz bir psikolojik yardim hizmetidir. Prof. Dr. Muharrem KEPÇEOGLU Psikolojik Danisma ile Rehberligi birbirinden ayirmakla beraber, rehberligin psikolojik danismayi içerdigini savunur ve �Rehberligi, bireyin kendini anlamasi, problemlerini çözmesi, gerçekçi kararlar almasi, kapasitelerini kendine en uygun düzeyde gelistirilmesi, çevresine dengeli ve saglikli bir uyum yapmasi ve böylece kendini gerçeklestirmesi için uzman kisilerce, bireye verilen psikolojik yardim� olarak tanimlar.
Yönetmeliklerde Rehber Ögretmen ; �Asil görevi ögrencilere yönelik rehberlik ve psikolojik danisma hizmetleri olan ögretmen� olarak tarif edilmistir.
Rehberligi Zorunlu Kilan Faktörler?
Toplumumuz sürekli olarak hizla degismekte ve degismektedir. Teknik ve bilim alanindaki degisme ve gelismeler sosyal kurumlarda ve bu kurumlarin fonksiyonlarinda da degisme meydana getirmistir. Politik, sosyal, kültürel devrimler farkli degerler, eski ve yeni normlar bütün bireyleri etkilemekte onlari korumasiz, güç durumda birakmaktadir. Böyle bir sosyal ortamda bireyin uyum saglayabilmesi için yardima ihtiyaci vardir.
Nüfus hizla artmakta, kirsal bölgelerden sehirlere göç, gecekondu mahallelerini meydana getirmektedir. Bu semtlerde oturan halk, sayisiz geçim ve uyum problemleri ile karsi karsiya bulunduklarindan geçim sartlarinin degistirilmesi ve uyumlarinin saglanmasinda rehberlige ihtiyaç vardir. Çagimizda kadinin çalismasi, evini yönetmesi, çocuklarini yetistirmesi kanunen taninan haklardan yararlanmasi, onu bazi problemlerle karsi karsiya getirmistir. Bunun sonucunda ortaya çikan uyusmazliklarin giderilmesinde rehberlige ihtiyaç vardir.
Genç kusakta görülen saglik ve istiklal kaygisi, okuma sorunu, ev-aile sosyal iliskiler ve is hayatindaki bunalim, onlarin bu konularda aydinlanmalarini zorunlu kilmistir. Bütün dünyada suç isleme egilimi, uyusturucu madde aliskanligi günden güne artmaktadir. Bütün bu durumlari azaltmak için gerekli rehberligin yapilmasi zorunludur .
Toplumlarda vasifli insan gücüne ihtiyaç vardir. Bireylerin kabiliyetlerine uygun i�lebde çalistirilmalari gerektiginden onlarin çok iyi taninmasi gerekir. Nüfus arti�i ve sosyal hayatin dedi�meçi sürekli olarak egitim düzenini etkilemektedir. Egitim üzerinde yapilan dedi�ikilikler, kalabalik siniflardaki ögrencilerin durumlari rehberligi zorunlu hale getirme�tir. Psikolojik ara�tirmalar, bireylerin fiziksel yapi ve psikolojik nitelikleri birbirinden çok farkli oldugunu ortaya çikarmi�tir. Insan gücünden en üstün derecede yararlanmak gereklidir. Bu da bireylerin her yönüyle taninmasiyla mümkündür.
Rehberligin Amerikandaki Gelisimi?
1-Ögrencileri i� olanaklarindan haberdar etmek anlaminda ilk rehberlik denemesi 1895 yillarinda be�latilmi�tir.
2- 1908 yilinda Boston� da Frank Parsana ilk mesleki büroyu kurcu�tur.
3- 1909/ 1915 yillari arasinda rehberlik uygulamalarinin yayginla�tigi görülmektedir. 1915�te ögrencilere, ögretmenlere ve velilere meslekler hakkinda bilgi vermek üzere �Baston Enformasyon Dairesin� den sonra 1915�te �Boston Mesleki Rehberlik Dairesi� kurulma�tur.
4- Ilk mesleki rehberlik kongresi 1910�da Boston da toplanmistir. Ulusal düzeyde mesleki bir örgüt kurmanin ilk adimlari atilmis ardindan �Ulusal Mesleki Rehberlik Dernegi � kurulmustur.
5-1958�de kabul edilen �Ulusal Savunma Egitim Yasasi� ile P.D.R. hizmetleri parasal destege kavusmustur.
6-1952 yilinda ülke içinde etkinlik gösteren dernekler arasinda bütünlük saglanmis , kisilik ve rehberlik hizmetleri bünyesinde toplayan �Amerikan Kisisel ve Rehberlik Dernegi �kurulmustur.
Avrupa da Rehberligin Gelisimi?
1-Rehberlik çalismalari daha çok , ögrencilerin akademik gelismelerine ve mesleklere yönelmelerine dönük olup, ögrencilerin kisisel sosyal konulardaki duygusal problemleri ile fazla ilgilenilmemektedir.
2-Avrupa�da P.D.R çalismalarini, orta okullarda yani orta ögretimin birinci döneminde önem kazandigi ortaya çikmistir.
3-Genel olarak Avrupa�da rehberlik 1950�li yillarin sonlarinda gelismeye baslamistir,fakat uygulamaya geçisin Amerika�ya göre geç oldugunu söyleyebiliriz.
4-Avrupa okullarindaki rehberlik uygulamalarinda genellikle test ve envanter gibi psikolojik ölçme araçlari fazla kullanilmakta, ögretmenlerin ögrenciler hakkindaki gözlemleri esas alinmaktadir.
Türk iyede Rehberligin Gelisimi?
1- Ilk defa 1953-54 ders yilinda Gazi Egitim Enstitüsü Pedagojik ve Özel Egitim Bölümlerinde rehberlik bagimsiz bir ders olarak programda yer alma�tir.
2- 1953 yilinda Amerikali egitim uzmanlarinin gibi�imleri ile 1953 yilinda egitimde kullanilacak ölçme araçlarini gali�tirsek üzere Talim ve Terbiye Dairesi�ne bagli Test ve Ara�firma Bürosu kurulma�tur.
3- 1955 yilinda Istanbul�da , 2956 yilinda Ankara� da Deneme Lisesi�nin
ders programlari rehberligi esas alan bir egitim anlayisiyla hazirlanmis ve uygulanmaya geçinmistir.
4-1959 da Istanbul ve Izmir�de daha sonra diger illerimizde Rehberlik ve Arastirma Merkezleri açilmistir.
5- 1960�dan sonra ülkemizde planli kalkinma dönemi baslamistir.
6- 1969 yili içinde, öncelikle ögrenci sayisi fazla okullardan baslamak üzere mesleki rehberlik, yöneltme hizmetini görecek personelin yetistirilmesi ve faaliyete geççesine baslanmistir.
7- Rehberlik konusu ilk olarak 7. Milli egitim Surasi�nda ele alinmistir.
8- 8. Milli egitim Surasi�nda programlarin a)Yüksekögretime b)Meslege ve Hayata c)Hem yüksekögretime hem meslege ve hayata hazirlamak üzere çesitlendirilmesi gerektigi belirtilmistir.
9- 9. Milli egitim Surasi�nda ayni görüsü benimsemis ve orta ögretimin birinci sinifi � Yöneltme sinifi � haline getirilmistir.
10- 1970 yilinda Milli egitim Bakanligi Talim ve Terbiye Dairesi orta dereceli okullarimizda rehberlik servislerinin kurulusu ve görevi ile ilgili esaslari hazirlayip 24 okulda uygulamaya geçmistir.
11-1974 yilinda toplanan 9. Milli egitim Surasi�nda rehberlik çalismalarinin amaç ve tekniklerinin ayrintili olarak belirten bir rapor tartisilmis ve bu raporda sözü edilen görevlerin yürütülebilmesi için programlarda iki saatin rehberlige ayrilmasina karar verilmistir.
12- Ülkemizde 2547 sayili Yüksekögretim Kanunu ile 1981 yilinda yüksek ögretimde yapilan yeni düzenlemeler sonucunda P.D.R. alan egitiminde Psikolojik Hizmetler Ana bilim Dallari içinde yerini almis, P.D.R. lisans programlari baslatilmistir
Rehberlik Anlayisini Olusturan ilkeler?
1-Rehberlikte insana ve onun kendine iliskin konularda karar verme hakkina saygi esastir.
2-Rehberlik hizmetleri egitimin ayrilmaz ve tamamlayan bir parçasidir.
3-Etkili rehberlik, bireysellikleri dikkate alan egitimde gerçeklesir.
4-Rehberlik tüm bireylere yöneliktir.
5-rehberligin amaci, bireylerin bir bütün olarak gelismesine yardimdir.
6-Rehberlik hizmetlerinde süreklilik esastir.
7-Rehberlik hizmetlerinde gönüllük esastir.
8-Rehberlik okulun ihtiyaç duydugu alanlarda yogunlastirilir.
9-Rehberlik, planli, programli, örgütlenmis, profesyonel bir düzeyde uygulanmalidir.
Psikolojik Danismanlik Ve Rehberligin Önemi
P.D.R�nin öneminin en iyi sekilde anlasilabilmesi için amacinin kavranmasi gereklidir. Yani P.D.R�nin önemi amacinda gizlidir. Psikolojik danismanin en önemli amaci, bireyin kendini gerçeklestirilmesine yardim etmektir. Kendini gerçeklestirmekte olan bireyin tasidigi özellikler aslinda, psikolojik sagligi yerinde olan çagdas insanda bulunmasi gerekli özelliklerdir. Kendini gerçeklestiren bir insanin özelliklerini bazilarini su sekilde siralayabiliriz; Kendini gerçeklestirmekte olan insan, kim oldugunu gerçekçi bir gözle algiladigi gibi kim olabilecegi hakkinda daha tutarli bir görüse sahiptir. Insan degerlerine saygi duyar,onlari benimser ve gelistirir. Zamani iyi kullanir, degismeye ve yeni yasantilara açiktir....
P.D.R, ayrica bireylerin kendini anlamasini, problemini çözebilmesini, kendine en uygun seçimleri yaparak gerçekçi kararlar alabilmesini , kendi kapasitelerini en uygun bir düzeyde gelistirilmesini, çevresine dengeli ve saglikli bir yapabilmesini amaçlar.
Yönetmenliklerdeki Genel Durum
M.E.B�den gönderilen 2201 sayili tebligler dergisi, Talim ve Terbiye Kurulu tarafindan okullara teblig edilen yönetmeliklere göre P.D.R uzmanlari ile egitim Yöneticilerinin görevleri genel olarak asagida belirtilmistir.
REHBERLIK HIZMETLERI YÖNETMELIGI
GENEL HÜKÜMLER
AMAÇ:
madde-1: Bu yönetmeligin amaci; rehberlik ve arastirma merkezleriyle okul rehberlik hizmetleri bürolarinin kurulus ve isleyisine iliskin esaslari düzenlemektir.
KAPSAM:
madde-2: Bu yönetmelik, bakanliga bagli rehberlik ve arastirma merkezleri ile her derece ve türdeki resmi ve özel okullarda rehberlik hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili esaslar ile bu kurum ve kuruluslarda çalisan personelin görevlerini kapsar.
DAYANAK:
madde-3: Bu yönetmelik, 2916 sayili Özel Egitime Muhtaç Çocuklar Kanunundaki 6. 7. Ve 20. maddelerine göre hazirlanmistir.
TANIMLAR:
�Bakanlik�,Milli egitim Gençlik ve Spor Bakanligini,
�Merkez Bakanligi�, Rehberlik ve Arastirma Merkezi Baskanligini,
�Okul Rehberlik Hizmetleri Bürosu�, Okullarda rehberlik hizmetlerini yürüten kurulus,
�Koordinatör Rehberlik Uzmani �,Okul rehberlik hizmetlerinin yürütülmesi
ve yönetim ile rehberlik bürosu arasindaki koordinasyonu saglayan uzmani,
�Rehberlik Uzmani�, Asil görevi ögrencilere yönelik rehberlik ve psikolojik danisma hizmetleri olan uzmani,
�Sinif Rehber Ögretmeni�, Okullarda bir sinifin rehberlik hizmetlerini yürüten ve rehberlik saatlerine giren ögretmenleri, ifade eder.
ILKELER:
madde-5: Rehberlik hizmetlerinin yayginlastirilmasinda asagidaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a) Uygulama büyük okullardan küçük okullara dogru genisletilir.
b) Hizmetler lise ve dengi okullari ile ortaokullardan ilkokullara dogru yayginlastirilir.
c) Uygulamaya her yönden hazir olan okullara öncelik verilir.
d) Hizmetler bir plan çerçevesinde ve yapilacak arastirma sonuçlarina uygun olarak genisletilir.
Okul P.D.R uzmanlarinin Görevi
1- Rehberlik programinin uygulanisinda sinif rehber ögretmenine yardim eder.
2- Okula yeni gelen ögrencilere sinif rehber ögretmeni ile isbirligi yaparak, okulu ve yakin çevreyi tanitan çalismalar yapar.
3- Sinif rehber ögretmenleri ile görüserek problemli ve rehberlige muhtaç ögrencileri tespit eder. Sahsi ve ailevi problemlerinin çözümü için gerekli çalismalari yapar.
4- Okul müdürleri tarafindan gönderilen okul rehberlik hizmetleri program ve planlarini; yil sonu çalisma raporlarini inceler ve degerlendirir.
5- bakanliga bagli her derece ve türdeki resmi ve özel okullar bünyesinde özel sinif, yardimci derslik ve okul rehberlik hizmetleri bürolarinin açilmasi hususunda, Rehberlik ve Arastirma Merkezlerinin yaptigi planlama hazirliklarini inceler, degerlendirir. Personel, derslik, araç-gereç ve bunun gibi birtakim ihtiyaçlarin temin edilmesini saglar.
6- Okulda i� meslekleri tanitici programlar hazirlar,ilgili okullara ve i� yerlerine ögrencilerle birlikte geziler düzenler.
7- Çocuklarin genel olarak yetenek, ilgi, basari ve gelisim durumlari ve diger konular hakkinda velilere açiklamalarda bulunur.
8- Ögretim programlari, okul meslek seçimi, basarisizlik, ögrenme güçlükleri, sahsi ve sosyal uyum problemleri ve benzeri konularda ögrencilere psikolojik danismanlik yapar. Uyum ve gelisim durumlarini takip eder ve sonuçlarini degerlendirir.
9-Il düzeyinde rehberlik hizmetlerinin planlanmasi, yürütülmesi, gelistirilmesi ve kurumlar arasi koordinasyonun saglanmasi, ihtiyaçlarinin karsilanmasi ile ilgili olarak Rehberlik ve Arastirma Merkezlerince tespit edilen teklifleri �Rehberlik Hizmetleri Il Danisma Kurulunca� bu kurulda alinan kararlarin da ayrintili bir rapor halinde bakanliga gönderilmesini saglar.
10- Üstün zekali ve üstün özel yetenekli ögrencilerle, özel ihtiyaçlari olan ögrencileri tespit eder ve bunlari koordinatör rehber uzmana bildirir.
11- Okul-Aile birligi toplantilarina katilir ve bu toplantilarda Rehberlik Ve Psikolojik Danisma hizmetleri hakkinda bilgi verir.
12- Yüksek ögretim kurumlari ile i�birligi yaparak yeni gali�meleri takip eder ve konulardaki ara�firma sonuçlarini degerlendirir.
Okul Müdürünün Görevleri
1- Rehberlik hizmetleri okul yönetme kurulunu kurar, bu kurula baskanlik eder.
2- Okul Rehberlik Hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili yillik planin hazirlanmasini saglar ve uygulanmasini takip eder.
3- Okulda birden fazla Rehberlik uzmani bulundugu takdirde, aralarindan birini Okul Rehberlik Kolu be�kani seçer.
Okul Müdür Yardimcisinin Görevleri
1- Ögrencilerden ve velilerden gelen problemleri, problemli çocuklarin sürekli basarisizlik ve devamsizlik konulari ile ilgili bilgi ve belgeleri Rehberlik Hizmetleri bürolarina gönderir.
2- Rehberlik hizmetleri ilgili konularda rehberlik bürosu personeli ile isbirligi içinde çalisir ve ortaya çikacak güçlüklerin giderilmesine yardimci olur.
Rehberlik Hizmetleri Okul Yürütme Kurulunun Görevleri
1- Okul Rehberlik Hizmetleri Bürosunca hazirlanan yillik rehberlik planini inceler ve uygulanmasi için gerekli tedbirleri alir.
2- Rehberlik hizmetlerinin yürütülmesinde okulun her türlü imkanlarinin kullanilmasinda yardimci olur.
3-Ögretim yili içersinde, ögrenci-yönetim, ögrenci-ögretmen, ögrenci-rehber uzman arasinda ki ili�kilerde göz önünde bulundurulmasi gereken esaslari tespit eder.
Kurul üyeleri:
� Müdürün baskanliginda;
� Müdür yardimcisi
� Psikolojik danismanlik Ve Rehberlik uzmani
� Okul müdürünün her sinif seviyesinde seçecegi sinif rehber ögretmeni
� Okul müdürünün seçecegi disiplin kurulu üyelerinden bir temsilci
Okul-Aile birliginde görevli bir ögretmen
Okul Rehberlik Hizmetleri okul yürütme kurulunu yukaridaki egitim, ögretim personeli olustururlar.
Koordinatör PDR uzmaninin Görevleri
1- Rehberlik bürosu ile okul idaresi arasinda ki koordinasyonu saglar.
2- Okulda ki diger Psikolojik Danisma ve Rehberlik uzmani ile birlikte okul rehberlik programini ve programin yillik uygulama planini hazirlayarak okul müdürünün tasdikine sunar.
3- Uygulanmakta olan rehberlik programinin ne ölçüde gerçeklestigi hususunda ögretmenler kuruluna bilgi verir.
4- Okulda yapilacak her türlü test, araç-gereç,ve benzeri çalismalari planlar.
5- Psikolojik tedavi görmesi gereken ögrencileri ilgili saglik kurumlarina gönderir.
6- Okullardaki Rehberlik çalismalarina fiilen katilir.
7- Rehberlik saatlerinde üzerinde durulacak konularin özetini okul müdürüne ve sinif ögretmenlerine verir.
Sinif Rehber Ögretmeninin Görevleri
1- Rehberlik hizmetlerini yürüten uzmanlarca verilen yillik çalisma plani çerçevesinde kendi sinifi için yillik bir çalisma plani hazirlar.
2- Sorumlu oldugu sinifla ilgili çalismalarda, isbirligi yaptigi psikolojik danisma uzmanina her türlü yardimda bulunur.
3- Problemi tespit edilen ögrencilere mülakat yapar, sahsi ve ailevi problemlerinin çözülmesi için gerektiginde okul yönetimi, ögretmenler ve aileleriyle isbirligi içinde çalisarak ortaya çikan sonuçlari rehberlik uzmaniyla birlikte dosyaya isler.
4- Rehberlik uzmaniyla isbirligi yaparak; bölüm, seçmeli ders, okul, is ve meslek seçimlerinde ögrenciye yardim ederler.
5- Rehber uzmanlarla isbirligini sürekli tutarak; ögrenciyi tanimak amaciyla uygulanan form, fis, gözlem kartlari, anket, test ve benzerlerini ögrenciye uygular. Bunun yaninda kendi gözlem ve degerlendirmelerini de göz önünde tutarak sonuçlari Rehber uzmanla beraber ögrenci toplu dosyasina isler.
6- Sosyal ili�kileri zayif olan ögrencilerin bu ili�kilerini gali�tirsek için egitici çali�melerde bulunur.
7- Okul müdürünün verdigi Rehberlikle ilgili diger görevleri de yerine getirir.
yukaridaki maddelerde de belirtilmeye çalisildigi üzere, sinif rehber ögretmeninin psikolojik danisma ve rehberlik uzmaniyla sürekli bir uyum içerisinde, isbirligine dayali kurulacak saglikli iliskilerle okul rehberlik hizmetlerinin yürütülmesine katkida bulunmalidir.
Dr Uzmanina Verilmeyecek Görevler
� PDR uzmanlarina, yönetim islerinde, disiplin kurulunda, nöbet hizmetlerinde ve imtihanlarda görev verilmez.
çalisma saatleri:
� Izinleri :
� PDR uzmanlari yillik izinlerini ve tatillerini diger ögretmenler gibi kullanirlar.
Yukarida sunulan bilgiler temel esaslar göz önünde tutularak özetleme yoluna gidilmistir. Genis kapsamli bilgiler diger bölümlerde yer almaktadir.
Gelismis Ülkelerde Rehberlik Hizmeti
BATIDA REHBERLIK MODELI:
Rehberlik ve psikolojik danismanlik faaliyetleri ülkemizde ve diger ülkelerde okulun veya egitim kurumunun genel yapisina ve özelliklerine göre sekil alir. Gelismis ülkelerde PDR faaliyetlerini ve hizmetlerini psikolog ve psikolog olmayan danismanlar yürütmektedir. Bu kisiler, alaninda uzmanlasmistir. Psikolog olmayan danismanlarin yöneldikleri alanlar sunlardir:
� egitim ortaminda psikolojik danisma
� Evlilik danismanligi
� Aile danismanligi
� Mesleki rehberlik ve mesleki danismanlik
� Gençlik danismanligi
� Intihar ve umutsuzluk danismanligi
Genelde bu hizmet alanlari için çalisma yeri ayrilmakta ve çalismalarini bagimsiz bir sekilde yürütmeleri saglanmistir. Bu danismanlar örgütsel bir çerçeve içinde yer alarak bilimsel temellere dayali çalismalarda gerçeklestirmektedirler.
danismanlar görev aldiklari egitim kurumlarinda okulun ve ögrencilerin sagligi ile ilgilenen saglik-sosyal hizmetler çerçevesinde ayri bir hizmet içerisinde görev yapmaktadirlar.
Bir çok Avrupa ülkesindeki egitim kurumlarinda ögrenci danisma hizmetlerinin bulunmasi genel bir durumdur. bazi yerlerde ise ayri bir hizmet olarak verilmektedir ve ye merkezi bir saglik hizmetinin bir parçasi olarak yer almaktadir.
Amerika�da 1910�lu yillarda ara�tirmalar sonucunda:
Rehberlik uygulamalarinin genislerken, mesleki örgütlerinin de hizli bir gelisme gösterdigi, PDR alaninin bir meslek olarak kabul edildigi ve rehberlik çalismalarina devletin parasal katkisinin saglandigi dikkati çekmistir.
1952 yilinda ülke içinde türlü rehberlik derneklerini bünyesinde toplayan Amerika kisilik Hizmetleri ve Rehberlik Dernegi kurulmustur.
Avrupa�da ise Amerika�ya oranla PDR hizmetlerinin fazla gelismedigi gözlenmistir. Kisisel problemlerle degil de meslek seçimi konusundaki mesleki rehberlige önem verilmistir. ayrica Avrupa�da PDR uzmanlari okuldan daha çok okul çevresindeki merkezlerde görevlendirilmektedir.
Bazi Ülkelerde Rehberlik Hizmetleri
AVUSTURYA�DA, egitimin 8. yili sonunda kabiliyete yöneltme kademesi baslamaktadir. rehberligin amaci okulu bitiren ögrencilere, yetiskinlere oldugu gibi, bir meslek seçerken ve ye degistirirken yardim etmektir. Rehberlik hizmetleri, Federal Sosyal Isleri Baskanliginin Rehberlik Isleri Dairesince yürütülmektedir. BELÇIKA�DA, mesleki rehberlige önem verilmis, bu rehberlik kademeleri 12-15 yaslari arasinda yer almistir. 1947 yilinda rehberlik hizmetleri baslatilmistir. Bu hizmetlerin finansi da çalisma ve Milli egitim Bakanliklarinin müsterek çalismasiyla saglanmaktadir.
DANIMARKA�DA, ilk okulun 5. yilinda ilk rehberlik uygulanarak zeka tipleri (pratik, teorik, vb.) belirlenerek ayri ayri gruba ayrilarak rehber ögretmenlerin gözlemleri altinda ögrenciler, ögrenimlerine devam etmektedirler. Danimarka�da mesleki rehberlik ve okul rehberligi hizmetleri çalisma Bakanligi ve Milli egitim Bakanligi tarafindan yürütülmekte, örgüt olarak da Bölge Müdürlükleri bulunmaktadir.
FRANSA�DA, rehberlik hizmetleri her ilde kurulan �Okul ve Meslege Yöneltme Merkezleri� ile baslamistir. ayrica her ilde bütün okullarin yetkili rehberlerinden ibaret Il Rehberlik Kurulu bulunmaktadir. Bakanlik çerçevesi içinde, Milli egitim Bakani baskanliginda Ögretim Dairesi Genel Müdürleri ve seçilmis yetkili uzmanlardan ibaret olan Bakanlik Rehber Kurulu bulunmaktadir. Okullarda danisman-rehber ögretmenler bulunmaktadir.
HOLLANDA�DA, 1963 yilindan beri gelisen rehberlik hizmetleri saglik ve Sosyal Yardim Bakanligi, çalisma Bakanligi çalisma Dairesi Baskanligina 86 Bölge çalisma Bürosu, Milli egitim ve Güzel Sanatlar ile birlikte yürütülmektedir.
ITALYA�DA, rehberlik, 1963 yilinda Italyan Okul ve Meslege Yöneltme Dernegi adi verilen özel bir dernek tarafindan yürütülmeye baslanmistir.
INGILTERE�DE, 1959 yilindan beri ele alinan rehberlik, Milli egitim Bakanligi ile çalisma Bakanligi tarafindan yürütülmektedir. ayrica her bakanligin yetkili dairelerince çesitli rehberlik hizmetleri yapan bürolar bulunmaktadir.
ISPANYA�DA, genel olarak rehberlik tüm okullarda yaygindir. Mesleki rehberlik ise 1918 yilindan itibaren sanat okullarinda da verilmeye baslanmistir. Bu faaliyetleri Milli egitim Bakanligina bagli Is Ögretimi Genel Müdürlügü ile Uygulamali Psikoloji ve Psikoz-teknik Enstitüsü tarafindan yürütülmektedir.
ISVIÇRE�DE, Isviçre Konfederasyonunu meydana getiren 25 bagimsiz eyaletin her birinde Fribourg ve Cenevre Üniversiteleri�nden mezun, ayrica rehberlik kurslari görmüs danismanlar tarafindan daha çok mesleki rehberlige yönelik bir çalisma yapilmaktadir.
Olimpos dağında oturan mitolojik tanrıların en önemlisi olan Zeus’un babası Kronos, annesi ise tanrıça Rea imiş.Kronos yeni doğmuş olan öz çocuklarını hemen vahşi bir şekilde parçalarmış. Zeus’un doğumuna dek bu böylece sürüp gitmiş. Doğal olarak anne Rea bebeğini dünyaya getirdiğine sevinemeden, bebeğini koruyamayacağı ve büyütemeyeceği için sıkıntı içine girermiş. Mutlu bir şekilde sonlanan her doğum onun için, çocuğunun ölüm anına şahitlik ettiği bir kayıp yaşantısı haline gelirmiş. Bir gün artık bu durumun değişeceği, doğuracağı çocuğun hayatta kalarak, Kronos’u ortadan kaldıracağı ve vahşetin son bulacağı acılı anne Rea’ya bildirilmiş. Rea da hamileliğini olabildiğince eşi Kronos’tan gizlemiş. Doğum anında da Olimpos’tan dünyaya indirilmiş. Bebek (yani Zeus) doğmuş, Rea onu perilere emanet ederek, bir mağarada gözlerden uzak ama sevgi içinde, doğal bir ortamda, güvenli bir mağarada büyütülmesini sağlamış. Zeus büyüyüp gelişince acılı annesi Rea’yı , Kronos’un elinden kurtarmış, Kronos hakettiği cezayı bulmuş. Zeus onun yerine geçmiş, artık adalet ve sevgi egemen olmaya başlamış. Bu seferde yer altında bulunan devler (titanlar) genç Zeus’a başkaldırmaya başlamış. Yer altında bulunan devler yerüstüne çıkmak için debelendikçe yer şiddetle sarsılır ve büyük depremler olurmuş.Zeus bu devleri yeraltından kurtararak, yeryüzüne çıkmalarını sağlamış. Ancak bu devler boyutlarının büyüklüğü nedeniyle kibirlilik yapmışlar ve Zeus’u yokederek onun yerine geçmek istemişler. Zeus ise destekleyici , sevimli bir ortam içinde yetiştiğinden, zorluklarla başedebilecek güç ve zekaya sahip olduğundan tüm devleri yenerek, dünyayı rahatlatmış.
Zeus’un babası olan Kronos asli zamanı temsil etmektedir. Zaman ne yazık ki, akıp gitmektedir. Hayat kısadır ve yapılabilecekler sınırlıdır. Bu süreye ne kadar çok olumlu şey sığdırılabilirse, o denli şanınız yürüyecektir. Yapacağınız her olumlu davranış, dolaylı olarak çevrenize pozitif enerji yaymanıza yolaçacaktır. Hayatınızın her döneminde üzerinize düşen sorumlulukları yerine getirir, karşılaştığınız olumsuzlukları yenmek için kendinizle yarışırsanız,zamanın hayatınızın kurdu olmasını önlemiş olursunuz. Yaşınız ilerleyip, geriye baktığınızda keyifle gülümseyebiliyorsanız, kendi Kronos’unuzu yenmişsiniz demektir.
Kronos’un yani zamanın sizin çocuklarınızı da yiyip, bitirmemesi için sizin de üzerinize düşenler var. Bunların başında çocuklarınızın yaşadığı ortamın sevecen, barış içinde olması gerekiyor. Siz etrafınızdakilerle dost olup, rahat, içten davranabiliyorsanız , bu nedenle açığınız olmadığından eminseniz, kendinizle barışıksanız,kimseden korkmuyor ve kendinize güveniyorsanız ve en önemlisi çocuklarınızla yeterince ilgilenip, bu özelliklerinizi onlara aktarabiliyorsanız , içiniz rahat olsun, onlar da sizin gibi Kronos’un zulmünden kurtulacaklardır. Hepinize Kronos ile mücadelenizde başarılar, zamana karşı olan yarışınızda olabildiğince yol alıp, bayrağı sizden sonrakilere mümkün olabilen en iyi durumda teslim edebilmeniz dileğiyle
BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK ORTAMA HAZIRLAMAK ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM
Olimpos dağında oturan mitolojik tanrıların en önemlisi olan Zeus’un babası Kronos, annesi ise tanrıça Rea imiş.Kronos yeni doğmuş olan öz çocuklarını hemen vahşi bir şekilde parçalarmış. Zeus’un doğumuna dek bu böylece sürüp gitmiş. Doğal olarak anne Rea bebeğini dünyaya getirdiğine sevinemeden, bebeğini koruyamayacağı ve büyütemeyeceği için sıkıntı içine girermiş. Mutlu bir şekilde sonlanan her doğum onun için, çocuğunun ölüm anına şahitlik ettiği bir kayıp yaşantısı haline gelirmiş. Bir gün artık bu durumun değişeceği, doğuracağı çocuğun hayatta kalarak, Kronos’u ortadan kaldıracağı ve vahşetin son bulacağı acılı anne Rea’ya bildirilmiş. Rea da hamileliğini olabildiğince eşi Kronos’tan gizlemiş. Doğum anında da Olimpos’tan dünyaya indirilmiş. Bebek (yani Zeus) doğmuş, Rea onu perilere emanet ederek, bir mağarada gözlerden uzak ama sevgi içinde, doğal bir ortamda, güvenli bir mağarada büyütülmesini sağlamış. Zeus büyüyüp gelişince acılı annesi Rea’yı , Kronos’un elinden kurtarmış, Kronos hakettiği cezayı bulmuş. Zeus onun yerine geçmiş, artık adalet ve sevgi egemen olmaya başlamış. Bu seferde yer altında bulunan devler (titanlar) genç Zeus’a başkaldırmaya başlamış. Yer altında bulunan devler yerüstüne çıkmak için debelendikçe yer şiddetle sarsılır ve büyük depremler olurmuş.Zeus bu devleri yeraltından kurtararak, yeryüzüne çıkmalarını sağlamış. Ancak bu devler boyutlarının büyüklüğü nedeniyle kibirlilik yapmışlar ve Zeus’u yokederek onun yerine geçmek istemişler. Zeus ise destekleyici , sevimli bir ortam içinde yetiştiğinden, zorluklarla başedebilecek güç ve zekaya sahip olduğundan tüm devleri yenerek, dünyayı rahatlatmış.
Zeus’un babası olan Kronos asli zamanı temsil etmektedir. Zaman ne yazık ki, akıp gitmektedir. Hayat kısadır ve yapılabilecekler sınırlıdır. Bu süreye ne kadar çok olumlu şey sığdırılabilirse, o denli şanınız yürüyecektir. Yapacağınız her olumlu davranış, dolaylı olarak çevrenize pozitif enerji yaymanıza yolaçacaktır. Hayatınızın her döneminde üzerinize düşen sorumlulukları yerine getirir, karşılaştığınız olumsuzlukları yenmek için kendinizle yarışırsanız,zamanın hayatınızın kurdu olmasını önlemiş olursunuz. Yaşınız ilerleyip, geriye baktığınızda keyifle gülümseyebiliyorsanız, kendi Kronos’unuzu yenmişsiniz demektir.
Kronos’un yani zamanın sizin çocuklarınızı da yiyip, bitirmemesi için sizin de üzerinize düşenler var. Bunların başında çocuklarınızın yaşadığı ortamın sevecen, barış içinde olması gerekiyor. Siz etrafınızdakilerle dost olup, rahat, içten davranabiliyorsanız , bu nedenle açığınız olmadığından eminseniz, kendinizle barışıksanız,kimseden korkmuyor ve kendinize güveniyorsanız ve en önemlisi çocuklarınızla yeterince ilgilenip, bu özelliklerinizi onlara aktarabiliyorsanız , içiniz rahat olsun, onlar da sizin gibi Kronos’un zulmünden kurtulacaklardır. Hepinize Kronos ile mücadelenizde başarılar, zamana karşı olan yarışınızda olabildiğince yol alıp, bayrağı sizden sonrakilere mümkün olabilen en iyi durumda teslim edebilmeniz dileğiyle
BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK ORTAMA HAZIRLAMAK ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM
Olimpos dağında oturan mitolojik tanrıların en önemlisi olan Zeus’un babası Kronos, annesi ise tanrıça Rea imiş.Kronos yeni doğmuş olan öz çocuklarını hemen vahşi bir şekilde parçalarmış. Zeus’un doğumuna dek bu böylece sürüp gitmiş. Doğal olarak anne Rea bebeğini dünyaya getirdiğine sevinemeden, bebeğini koruyamayacağı ve büyütemeyeceği için sıkıntı içine girermiş. Mutlu bir şekilde sonlanan her doğum onun için, çocuğunun ölüm anına şahitlik ettiği bir kayıp yaşantısı haline gelirmiş. Bir gün artık bu durumun değişeceği, doğuracağı çocuğun hayatta kalarak, Kronos’u ortadan kaldıracağı ve vahşetin son bulacağı acılı anne Rea’ya bildirilmiş. Rea da hamileliğini olabildiğince eşi Kronos’tan gizlemiş. Doğum anında da Olimpos’tan dünyaya indirilmiş. Bebek (yani Zeus) doğmuş, Rea onu perilere emanet ederek, bir mağarada gözlerden uzak ama sevgi içinde, doğal bir ortamda, güvenli bir mağarada büyütülmesini sağlamış. Zeus büyüyüp gelişince acılı annesi Rea’yı , Kronos’un elinden kurtarmış, Kronos hakettiği cezayı bulmuş. Zeus onun yerine geçmiş, artık adalet ve sevgi egemen olmaya başlamış. Bu seferde yer altında bulunan devler (titanlar) genç Zeus’a başkaldırmaya başlamış. Yer altında bulunan devler yerüstüne çıkmak için debelendikçe yer şiddetle sarsılır ve büyük depremler olurmuş.Zeus bu devleri yeraltından kurtararak, yeryüzüne çıkmalarını sağlamış. Ancak bu devler boyutlarının büyüklüğü nedeniyle kibirlilik yapmışlar ve Zeus’u yokederek onun yerine geçmek istemişler. Zeus ise destekleyici , sevimli bir ortam içinde yetiştiğinden, zorluklarla başedebilecek güç ve zekaya sahip olduğundan tüm devleri yenerek, dünyayı rahatlatmış.
Zeus’un babası olan Kronos asli zamanı temsil etmektedir. Zaman ne yazık ki, akıp gitmektedir. Hayat kısadır ve yapılabilecekler sınırlıdır. Bu süreye ne kadar çok olumlu şey sığdırılabilirse, o denli şanınız yürüyecektir. Yapacağınız her olumlu davranış, dolaylı olarak çevrenize pozitif enerji yaymanıza yolaçacaktır. Hayatınızın her döneminde üzerinize düşen sorumlulukları yerine getirir, karşılaştığınız olumsuzlukları yenmek için kendinizle yarışırsanız,zamanın hayatınızın kurdu olmasını önlemiş olursunuz. Yaşınız ilerleyip, geriye baktığınızda keyifle gülümseyebiliyorsanız, kendi Kronos’unuzu yenmişsiniz demektir.
Kronos’un yani zamanın sizin çocuklarınızı da yiyip, bitirmemesi için sizin de üzerinize düşenler var. Bunların başında çocuklarınızın yaşadığı ortamın sevecen, barış içinde olması gerekiyor. Siz etrafınızdakilerle dost olup, rahat, içten davranabiliyorsanız , bu nedenle açığınız olmadığından eminseniz, kendinizle barışıksanız,kimseden korkmuyor ve kendinize güveniyorsanız ve en önemlisi çocuklarınızla yeterince ilgilenip, bu özelliklerinizi onlara aktarabiliyorsanız , içiniz rahat olsun, onlar da sizin gibi Kronos’un zulmünden kurtulacaklardır. Hepinize Kronos ile mücadelenizde başarılar, zamana karşı olan yarışınızda olabildiğince yol alıp, bayrağı sizden sonrakilere mümkün olabilen en iyi durumda teslim edebilmeniz dileğiyle
BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK ORTAMA HAZIRLAMAK ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM